SON EKLENENLER

EBS KADIN KOMİSYONLARI 9. TÜRKİYE BULUŞMASINI GERÇEKLEŞTİRDİ.

Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonları 9. Türkiye Buluşması’nı, 146 şubemiz bünyesinde kurulu kadın komisyonlarımızda görevli 1000 sendikacı kadın liderin katılımıyla Kızılcahamam’da gerçekleştirdi.
29 Mart 2026 13:06

“Örgütlü kadın, güçlü toplum” temasıyla düzenlenen buluşma çerçevesinde düzenlenen toplantılarda, 15 Mayıs mutabakat süreçleri yaklaşırken kadın komisyonlarımızın yapacağı çalışmalar, kadın eğitim çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar, elde edilen kazanımlar ve kazanıma dönüştürmek için mücadele edilen konular ele alındı.

Buluşmanın açış bölümü Genel Başkan Ali Yalçın, Kadınlar Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın’ın konuşmalarıyla başladı.

Dünya değişiyor, kadın teşkilatımızın önemi artıyor

Genel Başkan Ali Yalçın, bugünlere kolay gelmediklerini ifade ederek, 28 Şubat’ın ayazını da, 27 Nisan’ın aymazlığını da, 15 Temmuz’un ihanetini de birlikte yaşadıklarını ama tek bir an bile yılgınlık göstermediklerini, karanlığı bahane edip azmi bırakanlardan olmadıklarını söyledi.

Birlerle başlayan emek davasını milyonla taçlandırdıklarını vurgulayan Yalçın, “Çeyrek asrı geride bırakan, yarım asra yaklaşan mücadelemizde sadece emeğin, ekmeğin onurlu mücadelesini vermedik, bu ülkenin en örgütlü gücü olduk” dedi.

Türkiye’nin, bin yıl sürecek denilen ve ülkeyi siyonizme peşkeş çekmeyi amaçlayan 28 Şubat’ı, okyanus ötesinden planlanan ve ülkeyi emperyalizme meze yapmak isteyen 15 Temmuz’u ‘pabuç o kadar ucuz değil’ diyerek meydanlara yumruk gibi inen sivil iradesiyleihaneti ve işgali boşa çıkarmış bir ülke olduğunu belirten Yalçın, şöyle devam etti:

“Bugün bütün dünya kritik bir eşikten geçiyor. Dün Gazze’yi, Lübnan’ı yakanlar, bugün İran’a füzeler yağdırıyor. ‘Kadın haklarının kalesiyiz’ diyen katil ABD,soykırımcı İsrail’e diyet ödemek için bir okulda tam 175 masum kız çocuğunu katlediyor. Emperyalizmin şımarık çocuğu, Orta Doğu’nun kanser hücresi siyonistcellatlar Gazze’de 50 binden fazla kadın ve çocuğu şehit ediyor. Soylu mazimiz bize ağır bir mesuliyet, her zamankinden daha güçlü olma sorumluluğu yüklüyor. Tarihlerinden‘kadınların ruhu var mıdır?’ tartışmaları taşanlar, sicillerinden sömürü, soykırım, katliam akanlar, ‘kadınlar Allah’ın emanetidir’ diyen inanca gerici diyor. Asırlar geçse de zihniyet değişmiyor. Olimpos’un çocukları Hira’nın evlatlarına parmak sallıyor;sigaya çekmeye, terbiye etmeye soyunuyor.”

Kadın toplumun vicdanı, medeniyetin taşıyıcısı, geleceğin kurucusudur

“Aileye savaş açan, geleneğin kökünü kazıyacağız diyen bu düzen, insanlığa güdümlü füzelerden daha az zarar vermiyor. Dijital platformlarda uyuşturucunun, çıplaklığın, sapkınlığın ifsadı, tank tüfekten daha az yıkıma neden olmuyor. Bu sicili bozuk, kökünden dalına zehirli sistemde sermaye semirmeye, emek sömürüsü derinleşmeye devam ediyor” diyen Yalçın, şu ifadeleri kullandı:

“Ailesini, analık haklarını korumak isteyen kadın emekçinin sesi kısılıyor. Tek ebeveynli çocuk sayısı artarken, doğum oranları dramatik olarak düşüyor. Eğip bükmeye gerek yok; bugün dünyayı saran kapitalist emperyalist düzen nasıl barış üretmiyorsa, ‘kadın hakları ve özgürlükleri’ diye servis ettikleri süslü paket de insanlığı felakete sürüklüyor. Hiç kimse bu ifsada kayıtsız kalmamızı beklemesin. Ne sessiz kalırız ne de bize reçete diye sunulan zehre uzanırız. Çünkü biz meseleye bambaşka bir yerden bakıyoruz. Bizim anlayışımızda kadın güç savaşlarının aparatı, kültürel değişimin ajanı değil, toplumun vicdanı, medeniyetin taşıyıcısı, geleceğin kurucusudur. Kadınlar Komisyonumuz da sadece teşkilatımızın, sendikamızın bir parçası değil, inancımızın, kültürümüzün, değerlerimizin müstahkem kalesidir. İşte tam da bu anlayışla kadınıyla erkeğiyle Memur-Sen olarak bizler, küresel sistemin bu çürümüş bozuk düzenine karşı, ‘yükümüz bir, davamız bir, hedefimiz bir’ diyoruz.”

Bir yandan kadın ve aile politikalarında ölçüsü şaşmış teraziyle bir yandan da içimizdeki yabancılarla uğraşıyoruz

Kadın teşkilatının erdemli mücadelesinin yerelden evrensele güçlendiğini vurgulayan Yalçın, “Öyle kritik zamanlardan geçiyoruz ki mücadelemizde sadece elimizi değil, gövdemizi de taşın altına koymak zorundayız. Bir yandan kadın ve aile politikalarında ölçüsü şaşmış teraziyle bir yandan da içimizdeki yabancılarla uğraşıyoruz. Son günlerde 28 Şubat zihniyeti artıkları yine kafasını çıkarıp havayı kokluyor. İşte bunun en son örneğini Eskişehir’deyaşadık. Hadsizin biri, üç dönemdir belediye başkanlığı yapan bir kadın kamu görevlisine ‘şalvarlı, yaşmaklı, gariban, git ahırında inek sağ’ deme cüreti gösterdi. Yine Ramazan ayında okullarda etkinlik kararı alındı diye, beşinci kol faaliyeti yürüten ‘bazı sözde emek örgütleri’, üyelerine bu kararı uygulamamaları yönünde çağrılar yaptılar, bildiri üstüne bildiri yayınladılar, kelimenin tam anlamıyla laik atak histeri nöbetleri geçirdiler. Bu olaylar 28 Şubat’ın yobaz zihniyetinin sinsice nasıl tetikte beklediğini apaçık gösteriyor. Bu olaylar münferit hadiseler değil, bozuk zihniyetin, kolektif kötülüğün dışa vurumudur. Biz bu zihniyetin nasıl laf anlamaz, nasıl eğitilemez olduğunu çok iyi biliyoruz. Sapkın lobilerin değirmenine su taşıyanlar sözde sendikacılık yaparken; bizim, güçsüz olmak, sessiz olmak, yapılanları ciddiye almamak gibi bir lüksümüz yok. Konu sapkın ideolojiler olduğunda halay başı olup mendil sallayanlar, körpe zihinlere eş cinsellik zehrini akıtmak için kara tahtaları mora boyayanlar; mesele bu milletin dini, imanı, Ramazan’ı olunca birden ‘pedagoji’ kürsüsüne çıkıp millete parmak sallamaya başlıyorsa ‘Orada duracaksınız!’deriz. Sesimizle, sözümüzle, tepkimizle hukuku hatırlatır, hadlerini bildiririz, bildirmeye de devam ederiz” şeklinde konuştu.

Kadının onurunu ve ailenin haysiyetini korumanın Eğitim-Bir-Sen’cesiniçakma sendikalara da yedi cihana da gösterdiniz

‘Marifet iltifata tabidir’ diyerek Eğitim-Bir-Sen’li teşkilatçı kadınların hakkını teslim etmek gerektiğini dile getiren Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hamdolsun sizler ne yereldeki aymazlara ne de küresel azgınlara asla sessiz kalmadınız.Eğitim-Bir-Sen olarak ortaya koyduğumuz iradeyi her seferinde yiğitçe omuzladınız. Kadının onurunu ve ailenin haysiyetini korumanın Eğitim-Bir-Sen’cesini çakma sendikalara da yedi cihana da gösterdiniz. 28 Şubat özlemi çekenlere karşı, başörtüsü anayasal güvence altına alınsın mücadelesini bayraklaştırdınız. Birileri, aile kurumunun dibini oyarken, ‘Anayasa değişsin! Sapkın akımlara karşı aile korunsun’ diyen ses oldunuz. Sadece eğitimin istikameti için değil, Türkiye’nin geleceği için, insanlığın selameti için mücadele ettiniz. Birileri üyelerinin kulağını çekip ayar verirken, Diyarbakır annelerinin yanında yer aldınız. Suriye zindanlarındaki kadınların iffeti için meşaleli yürüyüşünüzle Ankara’nın gecesini değil,ülkemizin geleceğini aydınlattınız. Öyle bir yürüdünüz ki istikrarlı boykot bilincinizle,soykırımcı kesesine zırnık koklatmayan duruşunuzla, tüketimin kölesi kadın algısını yıktınız. Konformizmin kucağına düşmeden, aylarca süren Gazze eylemlerimizin bereketi oldunuz.Sendikalılıktan sendikacılığa yükselen bilinciniz için, tarihin doğru tarafında, çağın vicdanı olduğunuz için, Filistin’i ekmeğinizin yanı başına koyan duruşunuz için, başta Sıdıka Aydın başkanım olmak üzere, tüm kadınlar komisyonumuza yürekten teşekkür ediyorum. Şimdi bu kutlu yürüyüşümüzde, gözümüzün nuru Gazze için, Müslümanların haysiyeti Aksa için bir kez daha kavilleşelim mi? Çünkü Filistin yaramız kanamaya devam ediyor. İlk kıbbemizMescid-i Aksa 1967’den bu yana ilk kez bu kadar uzun süre kapalı kaldı. Ramazanımız buruk, bayramımız hüzünlü geçti. Siyonist İsrail İran’a alçakça saldırmasını bahane ederek ilk kıblemizde toplanma yasakları uyguladı, bayram namazına dahi izin vermedi. Filistin’de her gün şiddetini artıran siyonistlere karşı, direnişi bir an olsun gündeminden çıkarmayan bir teşkilat olarak soruyorum: İnsanlığın ortak mirası, Müslümanların izzet davası Aksa’nın onuru için, Filistin’in özgürlüğü için direniş hattını büyütmeye devam edecek miyiz?Gazze’de taş üstünde taş koymayanlar, bu yıkımın bedelini ödeyinceye kadar, siyonistlerFilistin’den defolup gidinceye kadar direnişe devam edecek miyiz? Kim ne derse desin, kim dudak bükerse büksün, kim kulağının üstüne yatarsa yatsın, soykırımı haykırmaya, soykırımı finanse eden firmaları boykot etmeye devam edecek miyiz? O zaman bir kez daha diyoruz kikahrolsun siyonizm, kahrolsun katil İsrail; yaşasın Gazze, yaşasın nehirden denize özgür Filistin.”

‘Ücrette denge’, ‘gelirde adalet’ çağırımız, temel mücadele hattımızdır

Çalışma hayatının insanileşmesinde yeni mevziler kazandıklarını, mazlum coğrafyalarda insanlığın haysiyeti için mücadele ederken, bu mücadeleyi ‘siz sendikasınız, Gazze’yle ne işiniz var’ diyen ufuksuzların basiretsizliğine kulaklarını tıkayarak yaptıklarını, yapmaya da devam ettiklerini söyleyen Yalçın, şunları kaydetti:

“Çünkü biz sendikacılığı, ufukları paçalarımıza yetişmeyecek zevattan öğrenecek değiliz. Biz bir yandan maarif davamızda millete borç öder gibi çalışır, bir yandan da emeğimizin hakkını sonuna kadar koruruz. Mesele memleketse en ön safta olan bu teşkilattır. Mesele ekmek mücadelemiz oldu mu, meydanlara inen, kimseye eyvallah etmeyen bu teşkilattır. Bizim mücadele kitabımızın iki sütunu var: Kazanımlarımız, kazanacaklarımız. Bizim için imkânsızyok, sadece sırasını bekleyen kazanımlar var. Bugün, ‘ücrette denge’, ‘gelirde adalet’ çağırımız, temel mücadele hattımızdır. Anamızın ak sütü gibi helal olan refah payı gelmeden, gelir vergisi yüzde 15’e sabitlenmeden, birinci dereceye 3600 ek gösterge hayata geçirilmeden, akademik zam gerçekleşmeden, selasını 8. Dönem Toplu Sözleşme’de okuyup ‘bu yasayla buraya kadar’ dediğimiz 4688 sayılı kanun değişmeden, reform paketiyle kamu personel sistemi değiştirilmeden durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz. Biz ki bu ülkenin sendikal tarihine, emek mücadelesine, ‘yaparsa Eğitim-Bir-Sen yapar’ sözünü mühürlemiş teşkilatız. Biz ki 1124 kazanıma imzasını atmış iradeyiz. Biz ki üyelerimizin emanet ettiği yetkiyi, masada, sahada, medyada, sosyal diyalog kanallarının tamamında kararlılıkla mücadeleye dönüştüren hareketiz. İşte bunun en son örneğini kadın kamu görevlilerinin analık hakları konusunda, etkili mücadelemiz sonucu doğum sonrası yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin kazanımda gördük. Biliyorsunuz, yarım zamanlı çalışma hakkına ilişkin yönetmelik yürürlüğe konulmuş fakat kapsamı dar uygulamada eksiklikler vardı. 9 yıl boyunca toplu sözleşmeden tutun da KPDK’ya, KİK’e, ikili görüşmelere kadar birçok platformda ‘kadınların analık hakları örselenmesin, kamu görevlileri arasına ayrım konmasın’ dedik. Ve nihayetinde bu talebimiz kazanıma dönüştü. Tabi şimdi de bu kazanımların kapsamı genişlesin diye ter akıtıyoruz. İşte bu anlayışla Eğitim-Bir-Sen olarakKadınlar Komisyonumuz koordinatörlüğünde 15 bin 44 kadın eğitim çalışanıyla araştırma yaptık. Süt izinlerinden ücretli doğum izinlerine kadar birçok konuda sahanın sesini, yeni tekliflerimizi Ankara’nın ana gündemi hâline getirdik. Şimdi de ‘kadın çalışanlarımız için çalışma günü 4’e düşürülsün, analık izni 60 haftaya; süt izni 2 yıla çıkarılsın, kreş desteğinden emekliliğe, vergi diliminden tatil sürelerine kadar kadınlara pozitif ayrımcılık yapılsın’ diyoruz. Aile yılında tencerede dert değil, aş kaynayacaksa, kadın eğitim çalışanlarının iç huzuru için iş huzuru sağlanacaksa sahadan yükselen bu ses duyulsun istiyoruz. Tabi şunu da ifade etmeliyim ki bugün bu taleplerimiz birilerine imkânsız gelebilir. Dün süt iznine de 24 hafta ücretli doğum izinlerine de imkânsız deniliyordu ama ne oldu?Dün mümkün değil denilen bugün mümkün oldu, bakın kazanıma dönüşüyor, hakka dönüştü.

Çünkü biz birileri gibi temennilerimizi değil, sahanın taleplerini konuşuyoruz; akademik sendikacılık yapıyor, taleplerimizin altını bilimsel verilerle dolduruyoruz. Sadece sorunları sıralamıyor, çözümleri geliştiriyoruz; ‘Söyledik, bizden çıktı, işimiz bitti’ demiyor,taleplerimizi takip ediyoruz, kazanıma dönüştürüyoruz. İnanıyorum ki çok yakın bir zamanda bu salonda yine bir araya gelecek ve bugünün haklı taleplerimizi, elde ettiğimiz yenikazanımlar olarak konuşacağız.”

Görevi başında vefat eden kamu görevlilerinin şehit sayılması için TBMM’ye ve Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne başvurduk

Ali Yalçın, eğitimciler olarak yaşadıkları en can yakıcı sorunların başında eğitimde şiddet sorununun geldiğine işaret ederek, şimdiye kadar şiddete çok sayıda kurban verdiklerini kaydetti. Birkaç yıl önce Eyüpsultan’da görev yapan okul müdürü İbrahim Oktugan’ınöldürüldüğünü, geçen günlerde de İstanbul’da Fatma Nur öğretmenin acısını yaşadıklarını hatırlatan Yalçın, “O gün meslek hayatımın en zor günlerinden birini yaşadım. Gittik cenazemizi omuzladık, ailemizin yanında olduk. Yüreğimiz yandı, içimiz parçalandı. Fatma Nur öğretmenimizin acısını içimize gömdük ama kimse bu meseleyi kapattığımızı zannetmesin. Bizim tek bir meslektaşımızı daha şiddete kurban vermeye, ağzı süt kokan tek bir yavrumuzun daha yetimliğine, öksüzlüğüne tahammülümüz yok. Kimse kusura bakmasın,eğitim şart diyoruz ama koğuşta olması gereken kriminal tipleri sınıfa sokmanın da hiçbir manası yok. Okul, eli bıçak tutanların rehabilitasyon merkezi, ıslah evi değildir. Öğretmenlerimiz de mafyacılık oynayan bu kriminal tiplerin gardiyanı değildir. Bizim şiddet konusunda tavrımız nettir. Biz eğitimde şiddet konusunda kınama mesajı değil, şiddet yasasının tavizsiz uygulanmasını istiyoruz. Bu konuda da bazı yeni adımlar attık, ‘şiddet nedeniyle görevi başında vefat eden kamu görevlileri şehit sayılmalı ve buna bağlı haklardan yararlandırılmalı’ dedik. Düzenleme yapılması için de talebimizi TBMM’ye veCumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne gönderdik. Konunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Mayıs mutabakatı ortak hedefimiz

Haklı davalarının daha da büyümesi, emeğin güvencesinin teminatı için teşkilatın cesametinidaha da büyütmeleri gerektiğinin altını çizen Yalçın, bu yönüyle kadın üye sayısına büyük bir önem verdiklerini, çünkü bu alanda büyük bir potansiyelin bulunduğunu söyledi.

Resmî verilere göre son 9 yılda Türkiye’deki sendikal örgütlenmenin yüzde 76,88’e ulaştığını belirten Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sendikal örgütlenme rakamlarına baktığımızda son 9 yılda kadın üyelerin oranındaerkek üyelerin oranından daha fazla artış olduğunu görmekteyiz. Bu durum bize Türkiye’de kadın üye sayısının daha hızlı artıyor olduğunu ve kadın örgütlenmesinin hâlâ doyum noktasına ulaşmamış olduğunu göstermektedir. Yani, kadınlar sendikacılık yapmaya iyice ısınmış ve iyi çalışmış. Kendi karnemize baktığımızda ise 2025 sonu itibarıyla Eğitim-Bir-Sen’imizin 214 bin 291 kadın üyesi bulunmaktadır. Bu gerçekten çok büyük, çok muazzam bir sayıdır. Ancak hizmet kolumuzdaki kadın istihdam oranı bize, kadın üye sayımızı çok daha yukarı çıkarabileceğimizi söylüyor. Daha da önemlisi,eğitim çalışanlarının göz bebeği Eğitim-Bir-Sen’imiz kadın üye oranı en yüksek sendika olmayı fazlasıyla hak ediyor. Şu an bu bayrak bizde değil ve biz bu yarışta da bir numara olmak istiyoruz. Önümüzde hedeflerimizi sınayacak, sahadaki ağırlığımızı bir kez daha tartacak 15 Mayıs mutabakat süreci var. Şimdi buluşmamızı, ‘Mayısmutabakatı için tohum atıldı, 15 Mayıs’a kadar gereği yapıldı’ dedirtecek bir şölene çevirelim. Türkiye’nin en örgütlü, en dinamik, en heyecanlı kadın teşkilatına soruyorum. Dünyanın tüm mazlumları, Türkiye’nin bütün eğitim çalışanları için söz vermeye hazır mıyız? Hak, emek, adalet çağrımızın ulaştırılacağı ülkeler, kıtalar varken; tahtaları mora boyayanlara, başörtüsü avına çıkmak için fırsat kollayanlara, ‘bırak belediye başkanlığını, git ahırında inek sağ’ diyenlere, ‘Ramazan’dan bana ne, Gazze’den sana ne’ diyenlere karşı safları sıkılaştıracak mıyız? Mensubiyetimizin mesuliyeti gereği cesametimizi, heybetimizi büyütmek için 15 Mayıs’a kadar seferberlik ruhuyla çalışacak mıyız? Gecemizi gündüzümüze katıp evde, okulda, öğretmenler odasında, kampüste, her yerde gönülden gönüle köprüler kuracak mıyız? Eğitim çalışanları, sorunlarının çözüm için Eğitim-Bir-Sen’e bakarken, bugünü bir milat olarak alıp her şubede yüzde 5 hedefini geride bırakacak mıyız? Evet. O hâlde vakit, daha çok çalışma, maarif davasında hedefleri büyütme, Türkiye’nin istikbalini güçlendirme vaktidir.”

 

 

 

SENDİKA BÜLTENİ

SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
SON EKLENEN HABERLER