Şekerci açıklamasında, adaletin sağlanmasında hak ve sorumluluk dengesinin önemine vurgu yaparak, eğitim camiasının bugün “itibar suikastı” olarak tanımladığı bir süreçle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Öğrenci beyanlarının tek başına esas alınmasının ciddi riskler barındırdığını belirten Şekerci, bunun öğretmenlerin mesleki güvenliğini zedelediğini savundu.
Açıklamada, sürecin arka planında ideolojik motivasyonlar olduğu iddia edilirken, Eğitim-İş sendikasına yönelik eleştiriler de yer aldı. Şekerci, bazı kişilerin öğrencileri yönlendirerek “hukuksuz delil üretmeye çalıştığını” öne sürdü ve bu durumu “etik ve pedagojik açıdan kabul edilemez” olarak değerlendirdi.
Ramazan ayındaki etkinlikler üzerinden bir gerilim oluşturulduğunu savunan Şekerci, yaşananların geçmişteki benzer süreçlerle zihniyet açısından örtüştüğünü ifade etti. Şekerci’ye göre, bir öğretmenin yalnızca iddialar üzerinden hedef haline getirilmesi hem hukuki hem de insani açıdan ciddi sorunlar doğuruyor.
Tutuklama kararına da değinen Şekerci, kaçma veya delil karartma ihtimali bulunmayan bir kamu görevlisinin kelepçelenerek tutuklanmasını eleştirerek, bunun hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını dile getirdi.
Şekerci, bu tür uygulamaların eğitim ortamında öğretmen-öğrenci arasındaki güveni zedeleyeceğini ve uzun vadede eğitim sistemine zarar vereceğini belirtti. Yetkililere çağrıda bulunan Şekerci, öğretmenlerin “asılsız ithamların insafına bırakılmaması” gerektiğini vurguladı.
Açıklamasının sonunda, eğitim kurumlarının ideolojik çekişmelerin değil, adalet ve güvenin merkezi olması gerektiğini ifade eden Şekerci, hukuki güvenliğin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.
SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI