Aynı şeyi yaparak farklı sonuçlar beklemek “hastalığını” bir kez daha yaşıyoruz.
Toplu sözleşme görüşmeleri döneminde 18 Ağustos’ta aldığı iş bırakma eylemine kim, nerede, nasıl, kaç kişi katıldı; bunun çalışanlar üzerindeki etkileri ve sendikal mücadelenin geleceğine yönelik yansımaları neler oldu, ortaya çıkan olumlu-olumsuz sonuçların muhasebesi bile yapılmamışken, KESK’in 14 Ocak’ta yeni bir iş bırakma kararı almasını sorgulamamak mümkün değildir.
Grev ya da iş bırakma, sendikal mücadelenin en “keskin” ve en “güçlü” mücadele silahıdır.
İş bırakma ya da grev kararını alırken ülkedeki sosyal ve siyasal atmosfer, kitlelerin örgütlülük ve mücadele düzeyi, ruh hali ve eylemi ne kadar sahiplendiği mutlaka hesaba katılmalı; bu silah, yenilgi şansının “en az”, kazanma şansının ise “en yüksek” olduğu zaman ve koşullarda kullanılmalıdır.
Ancak hak almak hedefiyle yapılan her iş bırakma eylemini, bir gösteri ve miting biçiminde bir “protesto” eylemine dönüştürme alışkanlığından vazgeçilmesi gerekir.
Çünkü işveren ve hükümetin en çok korktuğu eylem biçimlerinden biri olan grevin içinin boşaltılarak anlamsız ve işlevsiz hale getirilmesi, sadece bugün için değil, gelecek açısından da bu silahın önemine ve kullanılabilirliğine zarar vermektedir.
Tek adam rejiminin asgari ücretle işçilere, sahte enflasyon rakamlarıyla emeklilere ve kamu emekçilerine reva gördüğü açlık ve yoksulluk ücretlerine karşı elbette mücadele edilmeli ve güçlü tepkiler örgütlenmelidir.
Bu, sendikalarımızın en temel görevidir zaten.
Ancak bu tepkilerin ne zaman, nasıl, kimlerle ve ne şekilde ifade edileceğine yalnızca sendika bürolarındaki yöneticilerle değil; esas olarak şubeler, temsilcilikler ve eylemin öznesi olan iş yerlerindeki kamu emekçileriyle birlikte karar verilmelidir.
Bugüne kadar yaptığımız iş bırakma eylemlerinin başarısızlığının temel sebeplerinden birinin “üstten” dayatma ile alınan kararlar, diğerinin de sendikal alandaki bölünmüşlük ve rekabet olduğu artık hepimizin malumudur.
Aynı şekilde, kamu emekçilerinin birliği ve mücadelesi üzerinde yıkıcı etkisi olan bu sendikal bölünmüşlük ve rekabetin en zayıf olduğu yerin ise iş yerleri olduğunu da çok iyi biliyoruz.
Öyle ki özellikle bütçe, TİS ve maaş artışları döneminde kamu emekçileri arasında birlik ve dayanışma ihtiyacı ile duygusunun, sendikal “ön yargıları” aşarak kendisini açık biçimde ortaya koyduğuna yine hepimiz tanık oluyoruz.
Dolayısıyla sendikal mücadelenin bu gerçekliklerine gözlerini kapatarak karar almak, hem sendikalarımıza hem de kamu emekçilerine faydadan çok zarar verecektir; hatta bugüne kadar verdiğini de hepimiz biliyoruz.
Hal böyleyken KESK, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bu yanlış kararında “ısrar” etmek yerine; talep ve beklentilerimiz üzerinden her bir kamu emekçisinin kolaylıkla içinde yer alıp sahiplenebileceği iş yeri eylemlerini örgütlemeye dönük hazırlıklarını yerine getirmek için “seferber” olmalıdır.
Bu bağlamda bugün için yapmamız gereken yegane şey; kamu emekçilerinin birliğinin “objektif” olarak en güçlü olduğu iş yerlerinden başlayarak, güncel koşulları da dikkate alan, herkesin katılımını kolaylaştıracak bir biçimde, gerçekleştirilmesi mümkün olan “uyarı” amaçlı “bir saatlik”, “yarım günlük” gibi iş bırakma eylemleri üzerinden ilerlemek ve buradan daha büyük ve güçlü bir eylem biçimi olan genel grev ve genel direnişe uzanan yolun en temel adımlarını atmaktır.
Bunun yanında, aynı iş kolunda ve aynı iş yerlerinde birlikte çalıştığımız işçiler ile onların sendikalarının varlığını da hesaba katan bir yerden, “birleşik” mücadelenin ihtiyaçlarına doğru cevaplar üreteceğimiz bir hatta yürümemiz gerektiğini de unutmamalıyız.
Bu hat üzerinden yapacağımız eylemler bütünü, sonuçları itibarıyla işçilerin ve kamu emekçilerinin birliğine, ortaklaşa mücadelenin büyümesine doğrudan katkı sunacaktır.
Tersine bir yol izlemenin ise hem kamu emekçilerine hem de emek ve demokrasi mücadelesine hiçbir şey kazandırmayacağı; aksine sendikal örgütlülüğe ve mücadelenin geleceğine zarar vereceği açıktır.
Bu nedenle KESK yöneticilerini; yerine getirilmesi “tartışmalı” olan, iş yerlerindeki kamu emekçileri nezdinde maddi bir karşılığı ve bağlayıcılığı bulunmayan 14 Ocak iş bırakma kararını yeniden değerlendirmeye, kamu emekçilerinin ortaklaşa hareket etmesini sağlayacak ve gerçekten hayata geçirilebilir eylem biçimlerini örgütlemeye çağırıyorum.
Tüm Bel-Sen Antalya Şubesi Başkanı
SENDİKA BÜLTENİ SAYFASINI